Geri Git   ForumSahane.com | Genel Forum Sitesi | Kültür ve Bilgi Forumu > Forum Sahane < GENEL KÜLTÜR ALANI > > Kitap Dünyası > Kitap Tanıtımları


Toprak | Robert Seethale


User Tag List

Yeni konu oluştur  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Görüntüleme stilleri
Alt 22 Haziran 2021, 21:10   #1
Forum Ekibi

 
Firuzende ✮ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kaydolma Tarihi: 11 Ekim 2020
Mesajlar: 4,433
Konular: 2583
Mentioned: 2 Post(s)
Tagged: 0 Thread(s)
Standart Toprak | Robert Seethale

Toprak | Robert Seethale



2020’de tercüme edilerek edebiyatımıza kazandırılmış bir eseri seçmek yerinde geldi, seçtiğimiz kitabın büyüleyici dili de seçimimizin cabası.

Kitabı bitirdiğinizde akıl almaz bir boşlukta bulacaksınız kendinizi. Kitap ne eksik ne fazla; bu sebeple büyük de bir huzurla bitireceksiniz kitabı. Yaşadığımız hayatta hep uzaktan gördüğümüz şeylerin yaklaştıkça aslında hiç de uzaktan göründüğü gibi olmadığını ustalıkla ifade ediyor yazar. Ölümden korkan biriyseniz eğer, aslında bu derece olağan ve gerçekleşmesi kaçınılmaz bir olaydan korkulacak hiçbir şey olmadığını anlamanızı en güzel ifadelerle sağlıyor kitap.

Uluslararası Man Booker Ödülü’nün finalistleri arasında yer alan Robert Seethaler’ın yazmış olduğu Toprak kitabı Regaip Minareci tarafından çevrilmiştir. Arka kapağında yazılandan da anlaşılacağı üzere ölümün insan hayatındaki yerini konu alan Toprak, ölüm üzerine deneyim kazanmış, onun ne olduğunu tam anlamıyla çözmüş biri tarafından yazılmadı elbette. Hatta yazara bir röportajında ölümü sorduklarında şöyle demiş:

“Bu konuda fikrim yok. Ölümü tanımıyorum. Kimse tanımıyor. Sadece ölmenin nasıl bir şey olduğunu biliyor ve bundan korkuyoruz. Ölüm, ancak yaşarken düşünebileceğimiz bir kavram. Ölümle uğraşmanın sadece bir amacı vardır, o da bizi daima yaşama geri göndermesidir. Ya korkudan donup kalırız ya da yaşamımıza anlam ve değer katarız. Seçim bize kalmış.” (TKitap, Zeynep Kılıç)

Ölüm ne zaman birisine uğrasa bizim için hep erken bir ölüm olarak nitelendirilir. “Çok erken gitti.”, “Daha yaşayacaktı.” Ve daha zihnimize yer etmiş birçok cümle kurulmuştur ölenin arkasından. Peki ölüm bir son mudur? Robert Seethaler cümleleriyle bize ulaşırken aslında bir yolculuk bileti de uzatmış elimize. Ölülerin bulunduğu toprağın altına yolculuk bu… Çünkü onlar toprağın altında rahat uyumaları için sessizliğe terk edildiklerinde bizim onları terk ettiğimiz gibi terk etmiyorlar kitapta. Yattıkları toprağın üstünde kim geziniyor, mezarına gelip üzerine toprak atanlar ne düşünüyor, bunca zaman hayatlarında neyi yaptılar, neleri yapamadılar anlatıyorlar.

Ben size kolayca ulaşabileceğiniz bilgiler vermeyeceğim. Kaç sayfaydı, kaç öykü vardı ya da kaç ölüm, bunlar kimlerdi, isimleri neydi, peki ya mezarları neredeydi… Bu soruların cevabı kitabı okumadan önce bir kitapçıda elinize aldığınızda bile kendi başınıza öğrenebileceğiniz küçük ayrıntılar.

Peki, bu öykülerdeki veya yaşamlardaki insanların bağlantısı neydi? Bir insan nasıl ölürdü ki?

Monoton hayatın içinde sizi büyük bir muhasebeye de sürükleyecek bu eser, hele ki toprağın gücüne bu kadar inanılan medeniyetimizin insanları bizler için dokunaklı olacağını düşünüyoruz. İyi okumalar.


Deruhte Dergi

Firuzende ✮ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12 Eylül 2021, 00:24   #2
Forum Ekibi

 
Logos ❁ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kaydolma Tarihi: 11 Ekim 2020
Mesajlar: 4,422
Konular: 2541
Mentioned: 0 Post(s)
Tagged: 0 Thread(s)
Standart Yanıt: Toprak | Robert Seethale



Robert Seethaler, “Bir hayattan geriye ne kalır?” sorusunun peşinden gittiği son romanı Toprak ile bir mezarlıktan gelen hikâyelere kulak vererek ölümün hayatlarımızdaki yerini hatırlatıyor.

“Eskiden İnsandım, Şimdi Dünyayım”

Ölüm üzerine ne çok düşünürüz değil mi? Hayatımızın anlamını onun üzerinden üretmeye çalışırız. Ansızın gelebileceğini bilsek de ne zaman olacağına dair belirsizlik bizi yaşama telaşına sürükler. Ona bir sürü anlam yükleriz. Ölümü anlamaya, sonrasını bilmeye karşı açlık duyarız ve felsefede, tarihte, edebiyatta, sanatta, mitolojide, bilimde, dinlerde… insanın düşündüğü, ürettiği her alanda anlam ararız. Sadece anlam aramakla kalmayız, tarihler boyunca vazgeçemediğimiz bir de savaşımız vardır ölümle. Hayatın sonluluğunu alt etmeye, sonsuzluğun sırrını bulmaya çalışırız. Fiziki bir sonsuzluğun yanı sıra ardımızda bıraktıklarımızla da varlığımızı sürdürmeye, hatırlanmaya, bir nevi hayatta kalmaya çalışırız. Tüm bunların peşinden koşarken de o son bir şekilde gelir bulur bizi.

Son birkaç aydır ölüme belki de hiç bu kadar yakın olduğumuz zamanlar yaşamamıştık. Her an bizi gelip bulabileceğini düşündüğümüz, bulaşma riski yüksek, açıklaması ve etkilerine karşı tedavi hakkında hâlâ net bir sonuç elde edilememiş koronavirüs salgını sebebiyle tüm dünyada günde binlerce insan hayatını kaybetti. Tam da bu virüsün ülkemize geldiği ve ilk vakaların görülmeye başladığı mart ayında Timaş Yayınları Regaip Minareci’nin çevirisiyle Alman yazar Robert Seethaler’ın son romanı Toprak’ı yayımladı. Seethaler, bu romanda hayatın sonluluğu ve ölümün sonsuzluğu arasında yaşanmış pek çok farklı hikâye anlatıyor. Ölüm hakkında bu kadar fazla düşündüğümüz, onun varlığıyla yatıp kalktığımız bu zamanlarda bu roman bize ölümün insan hayatındaki yerini öncesini, sonrasını hatırlatıyor ve bizi bir mezarlıkla tanıştırıyor.

Toprak’ta Paulstadt adında küçük bir kasabada, artık hayatta olmayan sakinlerinin, kasabanın mezarlığından gelen seslerine kulak veriyor yazar. Bizim gibi büyük şehirlerde yaşayanlar için pek de karşılaşılmayacak türden bir mezarlık bu. -İstanbul’da bugün komşunla aynı mezarlıkta gömülmek şöyle dursun şehrin merkezinde bir mezarlıkta yer bulmak dahi oldukça güç-. Ama burası küçük bir kasaba ve şehrin verimsiz arazisi üzerine kurulmuş bir mezarlıkta komşular mekân değişikliğiyle yine bir aradalar.

Bir yerleşim yerinde uzun süre yaşayan hatta içine doğduğu yerde (apartman, mahalle, köy, kasaba vb.) yaşamaya devam edenler bilirler ki orada yaşayan herkesle artık irade dışı bir bağ kurulur. Kişinin ilgisi olmasa da o yaşam alanının bir parçası, o görüntünün bir ögesinizdir. Herkes herkesi tanır ya da tanıdığını zanneder. Paulstadt’ta da herkes birbirini tanıyor. Ama az ama çok, ama çok yakından ama çok uzaktan.

Kitabın giriş bölümü Paulstadt sakinlerinden yaşlı bir adamın her gün gelip oturduğu mezarlık sahnesiyle açılıyor. Bir tek burada üçüncü bir kişi anlatıyor hikâyeyi ki bu kitabın tek yaşayanının hikâyesi, geri kalan herkes yani ölüler, kendi anlatıyor ne anlatacaksa. Yazarın okuruna hayat ve ölümle ilgili düşüncelerini, sona çok yakın olan bu yaşlı adamın iç hesaplaşmasıyla aktarıyor: “Aklına bir fikir gelmişti, daha doğrusu yaşamı boyunca zamanı kullanmasıyla ilgili bir sezgiye kapılmıştı: Delikanlılık yıllarında zaman öldürmeye bakardı, sonraları zamanı tutmaya çalışmıştı, artık yaşlandığı şu çağda ise en büyük arzusu zamanı geri döndürmekti.”(syf. 12) Giriş bölümü yaşarken yaşamla kurduğumuz bağın yaş ilerledikçe daha da güçlendiğini ve bazen güçlenmesine imkânımızın bile olmadığını; çünkü çoktan onu kaybetmiş olabileceğimizi hatırlatıyor.

Kitap devamında toprağın altındakilerin hikâyeleriyle devam ediyor. Paulstadt’ta yaşamış sakinlerin birbirlerinden bağımsız ama çoğu zaman birbirine değen hikâyeleri bunlar. Sonlanmış hayat hikâyeleri kimi zaman o son ânı anlatıyor, kimi zaman da hayatlarını anlamlandıran ânları. Bir ailede bir babayla bir çocuğun ya da eşlerin bir olayı nasıl farklı açılardan anlattığını, yaşarken dile getiremedikleri duyguları, pişmanlıkları, acıları, sevinçleri, özlemleri, itirafları ve yaşama dair daha nicelerini dile getiriyor sakinler. Kasabanın mezarlığı ve “toprak” olarak adlandırılan bu verimsiz toprakların sahibi Jonas da orada yatıyor, uzak bir diyardan göçmüş gelmiş Navid Al-Bakri de, kiliseyi yakan Peder Hoberg de. Herkes bize kendi hikâyesini, kendi deneyimini anlatırken bir diğeri yine kendi hikâyesini anlatırken diğerinin açık bıraktığı kapıyı kapatıyor, eksik kalan yanlarını tamamlıyor. Kolektif bir yaşamda bireyler o topluluğun gerçekliğini kendi bireysel gerçekleriyle üretiyorlar.

​Hikâyeler kimi zaman saf sevgiyi kimi zaman iflah olmaz hırsları, bağımlılıkları, aldatmaları, aldanmaları, kayıpları, göçmenliği, yaşlılığı, gençlik hatalarını, pişmanlıkları yani insana dair her durumu temsil ediyor. Hepsi değil ama kimi zaman içlerinden bazıları yaşama ve ölüme dair fikirlerini dile getiriyorlar aynı 100’lü yaşlarını geçmiş olan Annelie Lorbeer gibi:

“Nasıl bir şey olduğunu şimdi biliyorum. Ama anlatmam. Ölümü anlatmak yasak. Yalan serbest tabii, ama yalan söylemek istemiyorum. Ama şu kadarını açıklayabilirim, beni almaya gelen olmadı. Yaşamdan düştüm, o kadar. Tıpkı yaşamın içine düştüğümüz gibi, yaşamdan da düşerek çıkıyoruz. Bir boşluk var, onu bulmamız gerekiyor; ya da içine düşene kadar karanlıkta el yordamıyla ilerleyip duruyoruz. Öyle ya da böyle sonunda illa başarıyoruz.” (syf. 156)


Seethaler, hikâyelerinde hem birbiri içinden çıkan sakinleri takip ettiriyor hem de adım adım hem mezar taşlarını hem de kasabanın onlarla ve onlarsız görüntüsünü tamamlıyor. Toprak, insanın toprakla kurduğu türlü ilişkinin en temeliyle başlıyor anlatmaya. Topraktan yaratılma ve tekrar ona geri dönme inancı, topraktan beslenme, toprağın üzerinde var olma, ona tutunma ve daha nice ilişkiyle tamamlanıyor. Oradan gelen sesleri dinlerken günün birinde o seslerden biri olacağımız gerçeğini gerçekçi ve farklı yollarla anlatıyor. Seethaler ölümden sonra insandan kalanların peşinden giderken benim de aklıma Blaise Pascal’ın “Sonsuzun yanında bir insan nedir ki?” sorusunu getirdi. Belki de kitapta da söylendiği gibi yaşarken insanız, ölünce dünyayızdır.

​Dilimizde daha önce Tütüncü Çırağı, Bütün Bir Ömür kitaplarıyla yer alan ve çağdaş Alman edebiyatının önemli seslerinden Robert Seethaler, bu son romanı Toprak ile de bizi ölüm üzerinden yaşam hakkında düşünmeye davet ediyor.


Tasarımda kullanılan fotoğraflar Fangfei Luo'ya aittir.

BEGÜM KAKI

Kelimeler;
Çöldeki bir su damlası gibi değerlidir,
Kullanırken kıymetini bilin...
Logos ❁ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

İçeriği Sosyalleştir

Etiketler
robert, seethale, toprak


Şu anda bu konuyu görüntüleyen etkin kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 konuk)
 
Seçenekler
Görüntüleme stilleri


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Yeşil Gözlü Kadın - Robert O'Neill | Radyo Tiyatrosu Firuzende ✮ Tiyatro Oyunları 0 18 Mayıs 2021 04:25
Toprak ve Sudan Yaratılma Logos ❁ Diğer İslami Paylaşımlar 0 16 Mayıs 2021 03:08
Yalnız Adama Tuzak – Robert Thomas | Radyo Tiyatrosu Firuzende ✮ Tiyatro Oyunları 0 26 Mart 2021 21:26
Kahramanlıktan Tiranlığa Robert Mugabe Seyrüsefa Dünya Tarihi 0 26 Ağustos 2020 17:51
Robert Downey Jr ve Johnny Depp Sherlock Holmes 3’te Seyrüsefa Film Dünyası 0 23 Ağustos 2020 20:21

Forum saati, Türkiye saatine göre ayarlanmış olup şu anki saat: 18:10.

Forum Yasal Uyarı Künye
Yazılım: vBulletin® 3.8.5
Yazılımın telif hakkı sahibi: Copyright ©2000 - 2021, Jelsoft Enterprises Ltd.

ForumSahane, lisanslı yazılım kullanan yasal bir kültür forumudur.

ForumSahane, yer sağlayıcı bir forum sitesidir. İnternet ortamında yapılan yayınların düzenlenmesi ve bu yayınlar yoluyla işlenen suçlarla mücadele edilmesi hakkındaki 5651 sayılı kanunun, yer sağlayıcılar hakkındaki yükümlülükleri düzenlediği beşinci maddesi uyarınca; yer sağlayıcı, yer sağladığı içeriği kontrol etmek veya hukuka aykırı bir faaliyetin söz konusu olup olmadığını araştırmakla yükümlü değildir. Dolayısıyla her katılımcımız yaptığı paylaşımlardan, kendi yazdığı yorumdan sorumludur.
Yer sağlayıcı niteliğini haiz forum sitemiz üzerinde, hukuka aykırı gördüğünüz içeriklerin bildirimlerini İLETİŞİM bağlantısından bizlere iletirseniz en geç iki (2) iş günü içerisinde hukuk birimimizce gerekli inceleme, gerekiyorsa işlem ve tarafınıza dönüş yapılacaktır.
ForumSahane içerisinde yapılan paylaşımların ve paylaşımlara yazılan yorumların IP kayıtları tutulmakta olup, hukuka aykırılık hallerinde bu veriler ilgili makamlarla paylaşılacaktır.

Forum Sahibi: Seyrüsefa